Saturday, January 31, 2009

Estonya macerasının dördüncü gününden selamlar!/ Greetings from the 4th day of my Estonian adventure

Dolu dolu geçen iki günün sonunda, biraz dinlenmek üzere eve çekildim ve dinlenirken internet günlüğüme, son iki günümün nasıl geçtiğini anlatan bir yazı daha yazmaya karar verdim.

Cuma günü yeni gelenlerle kaynaşma ve üniversiteyi tanıma toplantıları vardı. Sabah Ekonomi ve işletme fakültesinde tanıtım sunumlarına katıldık. Köprü'deki fotografta tam görülmese de çok güzel ve eski bir bina. Ayrıca bu fakültenin ana kampüsten ayrı olması, Gümüşsuyu ekolünden gelen benim için, bu fakülteye ayrı bir sempati besleme nedeni. Bir sonraki gidişimde dışının ve içinin fotoğraflarını çekip buraya eklerim.


Daha sonra ana kampüse geçtik. Haritaya bakınca, kampüs küçük gibi geliyor, ki küçük zaten :) Ama Estonya'nın toplam nüfusunun 1,2 milyon olduğunu, bunun 400.000 kadarının Tallinn'de yaşadığını düşününce, ve en büyük üniversitenin Tallinn'de değil Tartu'da olduğunu da akla getirince boyutu daha bir anlam kazanıyor.

Ana kampüse varır varmaz, öncelikle bizi öğle yemeği için kantine götürdüler. Burada da boyut konusudaki göreceliliği kendime hatırlatmam gerekti, zira kantin denilen yer maksimum yüz elli metrekarelik bir alandı. Arz talep dengesi diyerek fazla üzerinde durmadım, çünkü kocaman lazanya tepsisi konsantrasyonumu bozuyordu. Hala temellik edip eston kronu almadığım için ödeme konusunda güçlük çekeceğimi zannediyordum, neticede Almanya'dan gelen ve hiç bir yerde kredi kartıyla ödeme yapılamamasına alışmış bir bünyem var. Estonya bu konudaki tüm alışkanlıklarımı değiştirecek gibi, çünkü şimdiye kadar bütün ödemelerimi kredi kartıyla yaptım, ki okulun kantini de buna dahil. Küçük ülke olmanın bu konular için ciddi avantajları olsa gerek.

Yemek sonrası okulu gezdik, ve aklımda kalan abzürd detaylar oldu. Okulun içinde bir tane çiçekçi var, fotokopinin yanında. onun yanında da seyahat acentası var. Ne biçim bir okul bu tam bilemedim ben, kendini ilime vermiş kimya mühendisleri, evlilik yıldönümlerini son dakikada hatırlayıp, deney masasından koşarak kalkıp, seyahat acentasından hediye bir tatil ayarlayıp, çiçekçiden de bir buket kapıp evlerinin yolunu tutsunlar diye yapılmış herhalde.

Bu gezilerden sonra, biraz ara verdik ve evlere dağıldık. akşam yemeği sonrası ise, bowling oynamak üzere bir eğlence merkezinde buluşuldu. Bowling ve o tarz oyunlar sevmememe rağmen sosyelleşme olsun diye gittim, bir iki saat sonra da eve geri döndüm.

Ertesi gün (yani bu gün), tekrar sabah ana kampüste buluşuldu. Bir iki sunum daha yaptılar, önümüzdeki aylar için planladıkları aktivitelerden bahsettiler. Özellikle Laponya , Rusya, isveç ve baltık ülkeleri gezileri hemen favorilerim oldular. Özellikle Laponya'ya gitmeyi çok istiyorum, bir daha oraları görme imkanı olmaz pek.

Onun dışında Estonya tarihiyle ilgili güzel filmler izletecekler önümüzdeki haftalarda, parlamentoya götürecekler ve bazı politikacılarla tanıştıracaklar, hatta cumhurbaşkanlığı sarayını da gezdirecekler. Hakikaten dolu dolu bir program yapmışlar, umarım master tezim biraz rahat verir de bu etkinliklere katılabilirim.

Yazımın sonuna gelmeden, bir de buradaki ilk izlenimlerimi sizlerle paylaşayım. Organizatör arkadaşlar bizlerle cidden çok iyi ilgileniyorlar. Hakikaten yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ufak tefek aksaklıklar, ya da bazı hatalar olduğu da oluyor tabii ki, ama iyi niyetli oldukları için tahammül edilebiliyor bunlara.

İyi niyetli ve yardımseverliklerinden sonra ikinci olarak gözüme çarpan özellik de milliyetçilikleri. Yıllar yılı, gerek danimarkalılar, gerek almanlar tarafından yönetilmelerinin üzerine, yirminci yüzyıl başında kısa süreliğine bağımsızlıklarını kazanmaları, sonra da tekrardan alman ve rus işgaline uğrayıp, 1991 yılına kadar işgal altında yaşadıklarını düşününce, onu da anlamak zor olmuyor açıkçası. Ayrıca bu milliyetçilikleri, rahatsız edecek faşistlik gibi uç noktalarda değil, aksine sağlıklı bir milliyetçilik, ve ülkenin değerinin bilincinde olmak şeklinde tezahür ediyor. Belki kurtuluş savaşı sonrası Türkiye'sinde de benzer duygular vardı, bilemiyorum, ama hiçkıskanmıyorum dersem, açıkça yalan söylüyor olurum.

Kısa bir özet yapayım diye oturduğum bilgisayarın başına, bu kadar uzun bir yazı yazıp kalkıyorum demeyi çok isterdim, lakin bir de ingilizce olarak yazma işi beni beklemekte. bir daha söz veriyorum daha kısa yazacağım, o zamana kadar kalın sağlıcakla...

--------------------------------------------------------------

Hello!

after a long and exhausting day, I managed to find some time to rest at home, and write my blog entry for the last two days.

On Friday, we had the orientation & getting to know the others meeting. It took place in the School of Economics and Business Administration building. I found this picture online, but in reality it looks even more beautiful. Another fact about this building is, that it is detached from the main campus, thus reminding me my old Gumussuyu times

After the meetings in the SEBA building, we moved to the main campus. although it looks quite small on the map, considering Estonia's population, of which 400.000 live in Tallinn, I guess it is humongous..

In the main campus, we were first taken to the cafeteria to eat lunch. As the embodiment of laziness, I have not bothered to get Estonian Krones before or after I arrived Estonia. This made me worry when we came to the canteen, as I did not have any local money with me. I was positively surprised to see that visa and mastercard work more or less anywhere in Estonia. This is unbelievable for a person, who has received some German formation, as credit cards in Germany are as useful as a factor 99 sun cream in Estonia.

After the lunch, we were taken to a campus tour. A few interesting things I saw there made me consider my metaphors. When I think about usefulness, I don't necessarily expect a flower shop next to the copy shop in the main building of the university, nor do I expect to see a travel agency right next to the two. Apparently Tallinn Technical University is full of surprises...

Afterwards, I went back to our homes, spent some time doing stuff until I met the others again to play Bowling. After some socialising, I came back home and fell asleep watching Eureka.

The next day, we met in the main campus to receive some more information from our organisers. I was incredibly happy to see that they are planning some trips for us, the Erasmus students. My favourite ones are, Lapland, St. Petersburg, Stockholm, and South of Estonia. Moreover, they will show us some movies related to Estonian history, take us to the parliament and the presidential residence to talk to some politicians. I hope my master thesis lets me have time to join these events.

Before I finish my entry for this week, I would like to also share my first impressions about my experience so far. I am very happy with the attention I received from the very first day. Our organisers are really trying to be helpful, and also showing incredible motivation, good will and good intentions. Although there have been some unfortunate problems, their motivation and intentions are just making up for everything.

Another thing that caught my eye is their nationalistic pride. They -Estonians- seem to be very nationalistic, and hold their country very dear to themselves. After I elaborated on this a little bit, I decided, given their history of occupation (Danish, German, Soviet and so on), and their brief period of independence before the Soviet Era, it is very understandable, if not admirable. I especially admire it a little, because probably Turkish people also had this healthy nationalistic pride after the independence war, but now the prevailing view in our country is quite derailed.

With those last lines, I have completed the short summary of my first days in Estonia. Monday would be the beginning of the Semester, and I will keep you posted about that as well.

Until then,
Ciao ciao...



Thursday, January 29, 2009

Estonya'dan Selamlar / Greetings from Estonia

(I will try to keep the blog bilingual, so please scroll down for the English version)
 
Merhaba,

dün gece itibariyle Tallinn'e varmış bulunmaktayım. Hava sıcaklığı sıfırın altında, kar diz boyu, ama yine de Almanya'nın ıslak soğuğu ve Aachen'ın yağmuruyla karşılaştırınca cennet havası gibi gelmekte. Buranın soğuğunun, bende bıraktığı ilk intiba gayet iyi, insanın içine işlemeyen, güzel bir soğuk. 

Dün sabah saat 03:00'da başlayan yolculuğum, akşam 20:30'da Tallinn'e varmamla sona erdi. Aslında mesafeler o kadar çok değil, lakin çok aktarma olunca vakit kaybı çok oluyor (Aachen - Düsseldorf - Riga (Letonya)- Tallinn (Estonya). Uykusuz olmanın verdiği yorgunlukla, yolculuğun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdim. Geri kalan kısımlarında da yanımdaki kitap çok faydalı oldu (The Tristan Betrayal - Robert Ludlum). 500 sayfanın üzerindeki kitabı bir yolculukta bitirdim, o kadar sürükleyici bir kitap 

16,5 saat yolculuğun üzerine, gece bir bölüm (sezon 5, bölüm 13) House MD izleyip, sonra da 12 saat uyudum. Bu günü de açıkçası biraz tembellikle geçiriyorum. Yarın ERASMUS öğrencileri için tanışma ve alıştırma toplantıları var, ona katılıp diğer erasmus öğrencileriyle tanışacağım. Cumartesi de onlarla beraber bir iki etkinlik ayarlanmış, onlara katılacağım. Pazartesi de enstitüde işe ve master tezime başlayacağım. Günler pek boş geçmeyecek gibi gözüküyor, bakalım, göreceğiz...


------------------------------------------

Hello hello,

I have arrived Estonia yesterday, welcomed by a snowy, albeit not too cold weather in the medieval town of Tallinn. I am positively surprised by the weather, as I have been expecting something freezing, and the view from the bus window was just lowering my expectations; nevertheless the reality struck warm. Blame it on my being completely oblivious to anything related to weather but I just can't understand , how it could feel warmer than Aachen, although the temperature is lower, and Tallinn is a coastal city,  hence I expect more humidity.  Maybe there is some truth in my friend's explanation: 'It is too cold there, that no humidity can exist'.

The trip to here was quite long but definitely not unpleasant. Because I was deprived of sleep, and to be honest not so sober, I did not miss any chance to sleep during the 16,5 hours long trip. And in the times when I was awake, I was racing through the pages of an incredibly riveting thriller,  The Tristan Betrayal - Robert Ludlum (posthumous). I have finished the 526 page giant during the train ride from Aachen to Dusseldorf and the bus ride from Riga to Tallinn.

After arriving Tallinn, and settling into the appartment, I watched the last episode of House MD (S5E13) and fell asleep. Tomorrow is the Orientation day for ERASMUS students, and then we'll go to play bowling with them. Saturday is also full of some events they organised, and then on Monday starts my master thesis and the work in the institute. Wish me luck!

Can