Bayramlasmak icin Aachen'a gitmistim cuma gunu. Sagolsun oradaki arkadaslar yemek duzenlemis, bizleri de davet etmisler, eh bize de gitmesi dustu. 20 - 30 kisi vardi herhalde yemekte. Oradaki arkadaslarla tekrar gorusup, bayramlasmak bayagi guzel oldu acikcasi, uzerine bir de Dave ve Mark ile bulustum, liebreiz'da benim ehliyetimi kutladik. daha sonra da koln'e geri dondum sabaha dogru.
Aachen'i ne kadar sevdigimi tekrar farkettim. Hala evim gibi geliyor o sehir, uzun bir sure daha oyle olur herhalde. Aachen ozlemimi, son bir video ile kapatayim. ozellikle 57. saniye sonrasi gecis ve baslayan sarkiyi cok begeniyorum, bir de calan cocuklar cok seker :p
Sunday, November 29, 2009
Sunday, October 25, 2009
Long time no hear!
Uzun zamandir yazamiyorum, okulu bitirme, tatil, bir kac gezi, tasinma, is'e baslama derken bir suru degisiklik oldu hayatimda.
Ozetle gidersek, temmuzda okul bitti, mezun oldum, agustosta ve eylulde once Estonya'da sonra Turkiye'de tatil yaptim. Eylul sonu gibi Almanya'ya geldim, Koln'de bir ev bulup oraya yerlestim ve Ekim 1 itibariyle isbasi yaptim, artik asagidaki urunun uretim hatlarinin guncellestirilmesi uzerine calisiyorum.

Koln civarlarina gelen olursa beklerim!
Can Emrah
Ozetle gidersek, temmuzda okul bitti, mezun oldum, agustosta ve eylulde once Estonya'da sonra Turkiye'de tatil yaptim. Eylul sonu gibi Almanya'ya geldim, Koln'de bir ev bulup oraya yerlestim ve Ekim 1 itibariyle isbasi yaptim, artik asagidaki urunun uretim hatlarinin guncellestirilmesi uzerine calisiyorum.

Koln civarlarina gelen olursa beklerim!
Can Emrah
Sunday, June 28, 2009
Jaanipäev - Yaz gündönümü
23 Haziran Estonya için önemli günlerden. Hristiyanlık yayılmadan öncelerden beri, pagan inanışları çerçevesinde az gündönümü ve bereket kutlamaları yapmak için ateşler yakılır ve üzerinden atlanarak yaza giriş yapılırmış. Bir nevi bizim hıdrellez ateşi etkinlikleri gibi.
Noelden sonra en önemli ikinci tatilleri yaz gündönümü zamanı oluyor, ve hakikaten herkes bir sürü yerde yaktıkları ateşler etrafında toplanıp, bol alkol eşliğinde bu günü kutluyorlar. Genelde güneş batana kadar canlı müzik eşliğinde eğlenip coşan bünyeler, güneş etkisini kaybettikten sonra (23:30-24:00 gibi), mekan değiştirip kendi evlerinde ya da ufak gruplarla toplandıkları başka yerde güneş tekrar doğana kadar (02:00 civarı) eğlencelerine devam ediyor.
Ben de yerliler arasına karışıp bu etkinliği kutladım. Malesef benim katıldığım yerdeki ateş yaklaşık 5 metre uzunluğundaki kalaslardan yakıldığı için üzerinden atlamak söz konusu değildi, ben de daha çok güneş ve ortamın resmini çektim. Bir iki örneği aşağıya ekledim.
üstteki resimde saat 23:00 civarı...
Noelden sonra en önemli ikinci tatilleri yaz gündönümü zamanı oluyor, ve hakikaten herkes bir sürü yerde yaktıkları ateşler etrafında toplanıp, bol alkol eşliğinde bu günü kutluyorlar. Genelde güneş batana kadar canlı müzik eşliğinde eğlenip coşan bünyeler, güneş etkisini kaybettikten sonra (23:30-24:00 gibi), mekan değiştirip kendi evlerinde ya da ufak gruplarla toplandıkları başka yerde güneş tekrar doğana kadar (02:00 civarı) eğlencelerine devam ediyor.
Ben de yerliler arasına karışıp bu etkinliği kutladım. Malesef benim katıldığım yerdeki ateş yaklaşık 5 metre uzunluğundaki kalaslardan yakıldığı için üzerinden atlamak söz konusu değildi, ben de daha çok güneş ve ortamın resmini çektim. Bir iki örneği aşağıya ekledim.
üstteki resimde saat 23:00 civarı...
Labels:
Jaanipäev,
midsummer,
Tallinn,
viimsi,
yaz gündönümü
Saturday, June 13, 2009
Dies Irae
Dies iræ, dies illa
solvet sæclum in favilla;
teste david cum sibyllâ.
quantus tremor est futurus,
quando judex est venturus
cuncta stricte discussurus!
Mozart'tan sonra bize laf soylemek dusmez... Isterdim ki Lacrimosa'yi koyayim, ama kalbim dayanmiyor onu dinlemeye...
solvet sæclum in favilla;
teste david cum sibyllâ.
quantus tremor est futurus,
quando judex est venturus
cuncta stricte discussurus!
Mozart'tan sonra bize laf soylemek dusmez... Isterdim ki Lacrimosa'yi koyayim, ama kalbim dayanmiyor onu dinlemeye...
Alle Turca Özlemi
Bilenler bilir, bizim Aachen'daki arkadaşların harika müzik grubu vardır, Alle Turca. Aachen'dayken sağolsunlar yeterli sıklıkta bizim fasıl özlemimizi giderirlerdi. Şimdi Estonya'da böyle organizasyonların eksikliğini çekiyoruz haliyle. Bu gün de tez yazarken gelen bir özlem sonucu bir kaç videolarını izledim, özlem gidermeye özlem olarak (çıkma aliterasyon sever mi oldum nedir :))
Thursday, June 11, 2009
Son surat devam..
1 ay, 30 gun, ama ne 30 gun....
Onemli olaylarin basinda, Mark ve Dave'in ziyareti geliyor. Aachen'dan, polonya ve litvanya uzerinden buraya geldiler. Daha sonra arabayla helsinki ve kutup dairesine devam ettiler. avrupanin damina ulastiktan sonra, isvec ve danimarka uzerinden Almanya'ya geri gelecekler. Asagida kullandiklari arabanin iki tane resmi var.
Icim gitmedi desem yalan olur, ama yapacak cok is, az vakit oldugu icin malesef onlara katilamadim.
Peki nedir bu bahsettigim is: master tezi. Deneysel calismalarin olmazsa olmazi olan son dakikalarda cikan tum problemlerden nasibimi aldim herhalde. Ekipman bozulmasindan, yanlis cozum yonlendirmelerine kadar hepsini yasadik, uzun geceler ve laboratuvarda gecen haftasonlari sonucu farkli bir yontem izlemeye karar verdim. Son testler icin parcalari almanya'ya , test platformunun ureticisine yolladim, onlarin test etmelerini rica ettim. Onlar da kirmadilar, simdi bekliyoruz bakalim..
Onun disinda Estonya devlet daireleriyle ilgili efsanevi hikayelerim var. Her sey sonuclansin, ona gore ayri bir blog yazisinda maceralarimi anlatacagim.
simdilik bu kadar, tez vesaire islerine geri donuyorum.

Onemli olaylarin basinda, Mark ve Dave'in ziyareti geliyor. Aachen'dan, polonya ve litvanya uzerinden buraya geldiler. Daha sonra arabayla helsinki ve kutup dairesine devam ettiler. avrupanin damina ulastiktan sonra, isvec ve danimarka uzerinden Almanya'ya geri gelecekler. Asagida kullandiklari arabanin iki tane resmi var.
Icim gitmedi desem yalan olur, ama yapacak cok is, az vakit oldugu icin malesef onlara katilamadim.
Peki nedir bu bahsettigim is: master tezi. Deneysel calismalarin olmazsa olmazi olan son dakikalarda cikan tum problemlerden nasibimi aldim herhalde. Ekipman bozulmasindan, yanlis cozum yonlendirmelerine kadar hepsini yasadik, uzun geceler ve laboratuvarda gecen haftasonlari sonucu farkli bir yontem izlemeye karar verdim. Son testler icin parcalari almanya'ya , test platformunun ureticisine yolladim, onlarin test etmelerini rica ettim. Onlar da kirmadilar, simdi bekliyoruz bakalim..
Onun disinda Estonya devlet daireleriyle ilgili efsanevi hikayelerim var. Her sey sonuclansin, ona gore ayri bir blog yazisinda maceralarimi anlatacagim.
simdilik bu kadar, tez vesaire islerine geri donuyorum.
Tuesday, May 19, 2009
iş güç
Merhaba Merhaba,
bu aralar iş-güç, tez, bürokrasi, ziyaretler vesaire derken blog işlerini biraz arka plana itmek durumunda kaldım. Son haftaların kısa bir özetini yaparsam:
- LOT Oriel'den bir uzman, bizi tallinnde 3 günlüğüne ziyaret etti ve bize nanotest platformu ileri seviye kullanıcı kursu verdi. Ufak bir ekipman değişikliği yapıldı ve bu sayede artık deneylerimde işe yarar sonuçlar alabiliyorum
- Gün içinde 9-17 kurs olduğu için, tez konusunda ancak geceleri çalışabildim. bu nedenle ofisten genelde 23 24 gibi çıkıyordum. hoş değil :)
- Mükemmel bir zamanlama ile kursun bittiği günden sonra annem geldi, ve o yoğun temponun bitişini, beraber 1 haftalık yoğun bir gezi programıyla kutladık. Letonya, Estonya ve Finlandiya'nın altını üstüne getirdik. En aklımda kalan ise , annemin Helsinki'de yarım günde, gıkını çıkarmadan 20 kilometreden fazla yürümesi. Benden sağlıklı ve dayanıklı vallaha...
-Annem gittikten sonra tekrar normal tempoda işe başladım, ama uzun sürmedi. Bürokrasi ile ilgili bir iki işim olduğu için günde 4 5 saat devlet dairelerinde koşuşturmam gerekti. Haliyle yine üniversite koridorlarında 'ben bu gecelerin adamıyım' şarkısını yankılandırdım.
-Bu haftasonu Mark ve Dave geliyor. Dave'in girişimciliğinin eseri olan, yakın zamanda kanadaya ihraç edilecek audi s4 avant ile Kuzey Avrupa turu duraklarından biri olan Estonya'ya uğrayacaklar. araba ile gelmeleri ve yer sorunu olmamasından mütevellit, kilolarca domates salçası ve peynir siparişinde bulundum. Estonya'a biraz Akdeniz lezzeti görsün :)
Şu an saat 17:17. Uzun geçen bir günün ortasında, biraz kafamı dinlendirmek için bir ara verdim ve o arada bu yazıyı yazdım. Şimdi tekrardan iş başı.
Bol Bol Selamlar,
Can Emrah
bu aralar iş-güç, tez, bürokrasi, ziyaretler vesaire derken blog işlerini biraz arka plana itmek durumunda kaldım. Son haftaların kısa bir özetini yaparsam:
- LOT Oriel'den bir uzman, bizi tallinnde 3 günlüğüne ziyaret etti ve bize nanotest platformu ileri seviye kullanıcı kursu verdi. Ufak bir ekipman değişikliği yapıldı ve bu sayede artık deneylerimde işe yarar sonuçlar alabiliyorum
- Gün içinde 9-17 kurs olduğu için, tez konusunda ancak geceleri çalışabildim. bu nedenle ofisten genelde 23 24 gibi çıkıyordum. hoş değil :)
- Mükemmel bir zamanlama ile kursun bittiği günden sonra annem geldi, ve o yoğun temponun bitişini, beraber 1 haftalık yoğun bir gezi programıyla kutladık. Letonya, Estonya ve Finlandiya'nın altını üstüne getirdik. En aklımda kalan ise , annemin Helsinki'de yarım günde, gıkını çıkarmadan 20 kilometreden fazla yürümesi. Benden sağlıklı ve dayanıklı vallaha...
-Annem gittikten sonra tekrar normal tempoda işe başladım, ama uzun sürmedi. Bürokrasi ile ilgili bir iki işim olduğu için günde 4 5 saat devlet dairelerinde koşuşturmam gerekti. Haliyle yine üniversite koridorlarında 'ben bu gecelerin adamıyım' şarkısını yankılandırdım.
-Bu haftasonu Mark ve Dave geliyor. Dave'in girişimciliğinin eseri olan, yakın zamanda kanadaya ihraç edilecek audi s4 avant ile Kuzey Avrupa turu duraklarından biri olan Estonya'ya uğrayacaklar. araba ile gelmeleri ve yer sorunu olmamasından mütevellit, kilolarca domates salçası ve peynir siparişinde bulundum. Estonya'a biraz Akdeniz lezzeti görsün :)
Şu an saat 17:17. Uzun geçen bir günün ortasında, biraz kafamı dinlendirmek için bir ara verdim ve o arada bu yazıyı yazdım. Şimdi tekrardan iş başı.
Bol Bol Selamlar,
Can Emrah
Monday, April 27, 2009
Her şey çok güzel olacak / Everything will be superb!
geçen ay çektiğim resimlerden birini paylaşmayı unuttuğumu fark ettim. Tallinn'de Avrupa Birliği Evi adlı kültür merkezinde her hafta ücretsiz film gösterimi oluyor, ve bir hafta da, büyükelçiliğimiz sayesinde Cem Yılmaz'ın Her şey çok güzel olacak filmini gösterdiler.
Hem filmi izlemek iyi oldu, hem de bir kaç arkadaşımı da beraber götürdüm, onlar da beğendiler. Cem Yılmaz'a da ayrı bir parantez açmak istiyorum. Başka dillerde altyazı desteği olan bir DVDyi piyasaya sürece vizyon sahibi olduğu için, kendisini takdir ediyorum. Aynı şeyi G.O.R.A. için de yapmıştı, ve bu sayede ben, yabancı arkadaşlarıma bu filmleri izletebilmiştim. İngilizce alt yazının kalitesi de, her iki film için de çok iyi idi, çevirmeni de takdir etmek lazım.
Aşağıda bu gösterimin duyurusunun resmi bulunmakta...
---------------------------------------------------------------
Above is the promotion banner for a Turkish movie that was screened in Tallinn by the Tallinn EU House and the Turkish Embassy. Congrats for the movie selection, as it is not exactly a mainstream movie but more like a special one that I found to be very warm for whatever reason.
Extra Kudos to Cem Yılmaz (or whomever responsbile) for releasing the DVD with multi-lingual subtitle support. The English translation was simply great.
Hem filmi izlemek iyi oldu, hem de bir kaç arkadaşımı da beraber götürdüm, onlar da beğendiler. Cem Yılmaz'a da ayrı bir parantez açmak istiyorum. Başka dillerde altyazı desteği olan bir DVDyi piyasaya sürece vizyon sahibi olduğu için, kendisini takdir ediyorum. Aynı şeyi G.O.R.A. için de yapmıştı, ve bu sayede ben, yabancı arkadaşlarıma bu filmleri izletebilmiştim. İngilizce alt yazının kalitesi de, her iki film için de çok iyi idi, çevirmeni de takdir etmek lazım.
Aşağıda bu gösterimin duyurusunun resmi bulunmakta...
---------------------------------------------------------------
Above is the promotion banner for a Turkish movie that was screened in Tallinn by the Tallinn EU House and the Turkish Embassy. Congrats for the movie selection, as it is not exactly a mainstream movie but more like a special one that I found to be very warm for whatever reason.
Extra Kudos to Cem Yılmaz (or whomever responsbile) for releasing the DVD with multi-lingual subtitle support. The English translation was simply great.
Labels:
Büyükelçilik,
Cem Yılmaz,
EU House,
Her şey çok güzel olacak,
Tallinn
Saturday, April 18, 2009
Yuksek Yuksek Tepelere Ev Kurmasinlar
Merhaba,
onceki yazida belirttigim gibi, gecen hafta Köln'den mısafirlerim vardı, o nedenle fazla bir şey yazamadım. Misafirleri pazar gecesi yolcu ettikten sonra, iş yerindeki bir kaç aksaklık ve tamirat nedeniyle geceyarılarına kadar ofiste bulunmak gerekti. Şu anda da cumartesi olmasına rağmen, hala ofisteyim, ama en azından tamiratlarımız başarılı oldu ve 1 hafta kayıptan sonra tekrar işimin başına dönebildim.
Bugun bahsetmek istediğim, bir buçuk hafta önce olmuş bir olay: T.C. Estonya Büyükelçiliğinin düzenlediği Türk Folklor Akşamı.
Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel, Sovyetler Birliği dağılınca, atik davranıp eski Sovyet Ülkeleriyle yakın temaslarda bulunmuştu. O temaslar sayesinde, bu ülkelerdeki üniversitelere Türkoloji bölümü açtırılmasına ön ayak olmuş kendisi. Bu sayede bir grup Estonyalı, üniversitelerinde Türk dili, edebiyatı ve kültürü üzerinde çalışmalar yapmakta.
Büyükelçimiz Sayın Şule Soysalın organizatörlüğünde, Tallinn Üniversitesinde okuyan Türk ve Estonyalı öğrencilerin beraber düzenlediği Türk Folklörü akşamında, Türk mutfağından leziz örneklerle birlikte bizlere ceşitli dans gösterileri sundular. Aşağıda bir kaç resim ve bir video bulunmakta.
Şahsi kanaatim, Tallinn'de Erasmus sırasında böyle bir şeye şahit olmak hem komik, hem de gurur verici bir olay. Dışişlerimize, zamanında attıkları ve şimdi devam ettikleri adımlar için teşekkürler...



Turkiye'den youtube'a giremeyenler icin, Recep Tayyip Erdogan'dan gelsin : Ben giriyorum, siz de girin. Tikla tikla
onceki yazida belirttigim gibi, gecen hafta Köln'den mısafirlerim vardı, o nedenle fazla bir şey yazamadım. Misafirleri pazar gecesi yolcu ettikten sonra, iş yerindeki bir kaç aksaklık ve tamirat nedeniyle geceyarılarına kadar ofiste bulunmak gerekti. Şu anda da cumartesi olmasına rağmen, hala ofisteyim, ama en azından tamiratlarımız başarılı oldu ve 1 hafta kayıptan sonra tekrar işimin başına dönebildim.
Bugun bahsetmek istediğim, bir buçuk hafta önce olmuş bir olay: T.C. Estonya Büyükelçiliğinin düzenlediği Türk Folklor Akşamı.
Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel, Sovyetler Birliği dağılınca, atik davranıp eski Sovyet Ülkeleriyle yakın temaslarda bulunmuştu. O temaslar sayesinde, bu ülkelerdeki üniversitelere Türkoloji bölümü açtırılmasına ön ayak olmuş kendisi. Bu sayede bir grup Estonyalı, üniversitelerinde Türk dili, edebiyatı ve kültürü üzerinde çalışmalar yapmakta.
Büyükelçimiz Sayın Şule Soysalın organizatörlüğünde, Tallinn Üniversitesinde okuyan Türk ve Estonyalı öğrencilerin beraber düzenlediği Türk Folklörü akşamında, Türk mutfağından leziz örneklerle birlikte bizlere ceşitli dans gösterileri sundular. Aşağıda bir kaç resim ve bir video bulunmakta.
Şahsi kanaatim, Tallinn'de Erasmus sırasında böyle bir şeye şahit olmak hem komik, hem de gurur verici bir olay. Dışişlerimize, zamanında attıkları ve şimdi devam ettikleri adımlar için teşekkürler...
Turkiye'den youtube'a giremeyenler icin, Recep Tayyip Erdogan'dan gelsin : Ben giriyorum, siz de girin. Tikla tikla
Friday, April 10, 2009
Misafirler / Guests
Paskalya tatili nedeniyle, bu akşam Köln'den iki yakın arkadaşım, ziyaretime geliyorlar. Bir kaç gün buralara yazı yazamayacağim, ama haftaya bir kaç postayla geri dönerim.
Görüşmek üzere.
Can
-----------------------------------------------------
Two dear friends from Cologne are visiting me this weekend due to the Easter long weekend. I don't think there will be time to update this post, but next week, I will be back with enough material for some posts.
Till then!
Can
Görüşmek üzere.
Can
-----------------------------------------------------
Two dear friends from Cologne are visiting me this weekend due to the Easter long weekend. I don't think there will be time to update this post, but next week, I will be back with enough material for some posts.
Till then!
Can
Saturday, April 4, 2009
Aci Biber / Red Hot Chilli Peppers
Takvimlerin paskalya öncesini göstermesinden mütevellit, burada alışveriş çılgınlığı başlamış vaziyette. Ekonomik krizin etkileri de üzerine eklenince marketler birbiri ardina ciddi indirimler yapmaktalar. Tabii ki ben de fırsattan istifade, bu sabah kendimi dışarı attım ve alışveriş yollarina koyuldum.
700 Kron'a (96 TL) Helsinki'ye iki kişilik git gel bileti aldım. Bunun dışında da uzun zamandır istediğim acı biber karışımını, baharat ve biber envanterime ekleme şerefine nail oldum!
Yazının sonunda gördüğünüz resim, dünyanın tescilli en acı biberi olarak kabul edilen Habanero'ya aittir, ve Scoville ölçeğine göre 300.000-500.000 arası acılık değerine sahiptir!*
Bu biberin ufak bir tanesinin yarısını, kıymalı makarna sosuna kattım. İki kişilik sosa yeterli geldi, ki benim acı bibere karşı dayanıklılığım, Aachen'daki hintli arkadaşlarımın 3 senelik eğitimleri sonucunda fazlasıyla yükselmiştir.
İncecik bir parça kesip ağzıma attım, ve o zaman bu biberin gerçek gücünü keşfettim. Önce hayattan soğutup, sonra bağımlılık yaptıracak kadar güçlü bir biber. Yaşasın Acı, yaşasın Kapsaisin*
* Kendisi ABD'ye gittiğinden beri görmediğim, Aachen öğrenci grubunun en başarılı simalarından Herr Doktor Salih arkadaşımı da, acı biber konusunda araştırma yaparken denk geldiğim aydınlatıcı yazısından dolayı da hem tebrik ederim, hem de buradan da ayrıca selamlarımı gönderirim. Pizzacının köşesindeki muhabbetlerden, binlerce kilometre mesafeye rağmen, acı biber köprüsündeki selamlaşmalara :)...

Hi there!
As it's getting closer to the Easter time, the city's shopping centers have been noticeably increasing their promotion campaigns in order to make some more money in this crisis time, and, despite not celebrating Easter, I absolutely have no problem with all this shopping craziness!
I managed to get 2 return tickets to Helsinki for less than 50 euros, and I also finally laid my hands over something I have been longing for for quite some time.
Yes, the picture above is showing a precious piece from what I have just bought today: chilli mix from all around the world. The most precious piece, as also shown in the picture, is a Habanero, and according to the Scoville scale, it is officially the hottest pepper in the world.
I used half of it in a pasta sauce for two people, and it was just perfect. I like my food really hot, and I think I just found the holy grail for me...Jalapeno is like candy compared to this pepper...
Poor Jaana, she is going to have some trouble :)
700 Kron'a (96 TL) Helsinki'ye iki kişilik git gel bileti aldım. Bunun dışında da uzun zamandır istediğim acı biber karışımını, baharat ve biber envanterime ekleme şerefine nail oldum!
Yazının sonunda gördüğünüz resim, dünyanın tescilli en acı biberi olarak kabul edilen Habanero'ya aittir, ve Scoville ölçeğine göre 300.000-500.000 arası acılık değerine sahiptir!*
Bu biberin ufak bir tanesinin yarısını, kıymalı makarna sosuna kattım. İki kişilik sosa yeterli geldi, ki benim acı bibere karşı dayanıklılığım, Aachen'daki hintli arkadaşlarımın 3 senelik eğitimleri sonucunda fazlasıyla yükselmiştir.
İncecik bir parça kesip ağzıma attım, ve o zaman bu biberin gerçek gücünü keşfettim. Önce hayattan soğutup, sonra bağımlılık yaptıracak kadar güçlü bir biber. Yaşasın Acı, yaşasın Kapsaisin*
* Kendisi ABD'ye gittiğinden beri görmediğim, Aachen öğrenci grubunun en başarılı simalarından Herr Doktor Salih arkadaşımı da, acı biber konusunda araştırma yaparken denk geldiğim aydınlatıcı yazısından dolayı da hem tebrik ederim, hem de buradan da ayrıca selamlarımı gönderirim. Pizzacının köşesindeki muhabbetlerden, binlerce kilometre mesafeye rağmen, acı biber köprüsündeki selamlaşmalara :)...

Hi there!
As it's getting closer to the Easter time, the city's shopping centers have been noticeably increasing their promotion campaigns in order to make some more money in this crisis time, and, despite not celebrating Easter, I absolutely have no problem with all this shopping craziness!
I managed to get 2 return tickets to Helsinki for less than 50 euros, and I also finally laid my hands over something I have been longing for for quite some time.
Yes, the picture above is showing a precious piece from what I have just bought today: chilli mix from all around the world. The most precious piece, as also shown in the picture, is a Habanero, and according to the Scoville scale, it is officially the hottest pepper in the world.
I used half of it in a pasta sauce for two people, and it was just perfect. I like my food really hot, and I think I just found the holy grail for me...Jalapeno is like candy compared to this pepper...
Poor Jaana, she is going to have some trouble :)
Labels:
Easter,
Habanero,
Hot Pepper,
Jalapeno,
Kapsiasin,
Salih,
Scotch Bonnet,
Tallinn
Wednesday, April 1, 2009
Sunum / Presentation
Benim deneylerim icin kullandigim, daha 1 ay önce alınmış bir ekipman var var, Nano-Batirma adlı bir alet. Hem çok teknolojik, hem de bir sürü yerde kullanılabilir bir alet, ve açıkçası bizim bölümde, bu alete sahip olduğumuz, ya da neler yapılabileceği pek bilinmiyor. Bölüm Başkanı Profesörle konuştum, dedim ayarlayalım bir seminer, ben orada ufak bir sunum yapayım, insanlar en azından görsün alet nedir, ne yapılabilir, hangi işlerde kullanabilirler vs vs.
Yaptık, Oldu, gayet de güzel oldu :)



I am using some brand new equipment for my thesis, namely the nanoindentation device. It is a cutting edge nanotechnology indenter and scratcher, and could be used for a variety of purposes to find out various mechanical properties.
Our department has a lot of scientists, who could benefit this machine, and I offered to make a presentation to show what the machine capabilities are, and hope that some people could use it in their research. My professor was very kind to fit my offer into an existing seminar schedule, and I gave a presentation. Above are some pictures from that, thanks to a friend who took some great pictures...
Yaptık, Oldu, gayet de güzel oldu :)
I am using some brand new equipment for my thesis, namely the nanoindentation device. It is a cutting edge nanotechnology indenter and scratcher, and could be used for a variety of purposes to find out various mechanical properties.
Our department has a lot of scientists, who could benefit this machine, and I offered to make a presentation to show what the machine capabilities are, and hope that some people could use it in their research. My professor was very kind to fit my offer into an existing seminar schedule, and I gave a presentation. Above are some pictures from that, thanks to a friend who took some great pictures...
Wednesday, March 25, 2009
Boletus edulis forever...
Degisikligi seven bunyem, su siralar yaptigim isi ziyadesiyle ilginc bulmakta ve bundan mutevellit; haftasonlari, haftaicleri, geceleri 23lere kadar universitenin bilimum lablarinda takilmaktayim.
Degisiklik demisken, baslikta bahsedilen Boletus Edulis, ulkemizde Çörek Mantarı adıyla da bilinen bir yiyecek olmaktadır.Hakkında sadece,'Allah'ım bu nasıl bir lezzet!' diyorum, başka bir şey demiyorum. Bu kadar mı lezzetlı olur bir mantar... Hani, bildiğin mantar aslında; ama harika terbiye edilmiş bir ete nazire yaparcasına, ağızda tereyağı gibi eriyor...
Resim de, okulun kantininde bu mantarı yerken... 5 dakika önce çektim. Jaana'nin harika mantar sosunu da evden getirdim, o derece bağımlısıyım...

Kantinde yemek yerken / Enjoying Porcini at the canteen
Boletus Edulis, a.k.a. Porcini... Calling it a mushroom is a blasphemy to God's work of art! I love it so much, that I brought some sauce from home to eat during my lunch (Thanks to Jaana, and her overdeveloped cooking skills). The photo shows me at the uni canteen, savoring the every small piece of those heavenly mushrooms..
Besides my never ending passion for food, I have also been enjoying my work in the last couple of days. I know, surprise surprise.. It is to such an extent that I came back to the university on the weekend, and also stayed late during the weekdays, not less than 3 times until 23:00. It is fun, I learn a lot of new stuff, and I am making 'flash gordon' progress on my thesis... Hope everything stays like this until the end..
So long, and thanks for all the Porcini!

Hiiumaa Adasindaki ormanlardan topladigim Porciniler/ Handpicked Porcini from the forests of the Hiiumaa Island
Degisiklik demisken, baslikta bahsedilen Boletus Edulis, ulkemizde Çörek Mantarı adıyla da bilinen bir yiyecek olmaktadır.Hakkında sadece,'Allah'ım bu nasıl bir lezzet!' diyorum, başka bir şey demiyorum. Bu kadar mı lezzetlı olur bir mantar... Hani, bildiğin mantar aslında; ama harika terbiye edilmiş bir ete nazire yaparcasına, ağızda tereyağı gibi eriyor...
Resim de, okulun kantininde bu mantarı yerken... 5 dakika önce çektim. Jaana'nin harika mantar sosunu da evden getirdim, o derece bağımlısıyım...

Kantinde yemek yerken / Enjoying Porcini at the canteen
Boletus Edulis, a.k.a. Porcini... Calling it a mushroom is a blasphemy to God's work of art! I love it so much, that I brought some sauce from home to eat during my lunch (Thanks to Jaana, and her overdeveloped cooking skills). The photo shows me at the uni canteen, savoring the every small piece of those heavenly mushrooms..
Besides my never ending passion for food, I have also been enjoying my work in the last couple of days. I know, surprise surprise.. It is to such an extent that I came back to the university on the weekend, and also stayed late during the weekdays, not less than 3 times until 23:00. It is fun, I learn a lot of new stuff, and I am making 'flash gordon' progress on my thesis... Hope everything stays like this until the end..
So long, and thanks for all the Porcini!
Hiiumaa Adasindaki ormanlardan topladigim Porciniler/ Handpicked Porcini from the forests of the Hiiumaa Island
Tuesday, March 17, 2009
Estonya'daki gariplikler
1- Kadri bir kız ismi
2- Meelis bir erkek ismi
3- Üniversitede, dersliklerin arasındaki koridorda çiçekçi var
4- Üniversite kantininden çikolata alıp kredi kartıyla ödeyebiliyorsunuz
5- her köşe başında Akmerkez tarzı alışveriş merkezi var
6- Orantısız çoklukta Lüks araba var, özellikle Audi
7- Patlıcana Baklacan, pastırmaya Basturma diyorlar. Kesin var bir Türklük :)
8- Otoban dedikleri 4 şeritli çift yönlü yol
9- Kütüphanede Türkçe, Turkish, Türkiye diye aratınca hiç kitap çıkmıyor. Turkey diye aratınca 3 tane seyahat rehberi, bir tane de yatırımcı rehberi çıkıyor. İki tane Rusça yayın var Nazım Hikmet hakkında, ayrıca Orhan Pamuk'un Kar'ının Estonca tercümesi var.
Yeni şeyler gördükçe listeye ekleyeceğim...
2- Meelis bir erkek ismi
3- Üniversitede, dersliklerin arasındaki koridorda çiçekçi var
4- Üniversite kantininden çikolata alıp kredi kartıyla ödeyebiliyorsunuz
5- her köşe başında Akmerkez tarzı alışveriş merkezi var
6- Orantısız çoklukta Lüks araba var, özellikle Audi
7- Patlıcana Baklacan, pastırmaya Basturma diyorlar. Kesin var bir Türklük :)
8- Otoban dedikleri 4 şeritli çift yönlü yol
9- Kütüphanede Türkçe, Turkish, Türkiye diye aratınca hiç kitap çıkmıyor. Turkey diye aratınca 3 tane seyahat rehberi, bir tane de yatırımcı rehberi çıkıyor. İki tane Rusça yayın var Nazım Hikmet hakkında, ayrıca Orhan Pamuk'un Kar'ının Estonca tercümesi var.
Yeni şeyler gördükçe listeye ekleyeceğim...
Thursday, March 12, 2009
Aachen'dan gelen sicak dalgasi / Warmth from Aachen
Selamlar,
Daha önceden yazmış olduğum gibi, geçen hafta sonu Aachen'dan bir grup arkadaşım, beni ziyaret etmek için buradaydılar. Harika geçen bir kaç günün sonunda Letonya üzerinden Aachen'a geri döndüler, ve ben de onları Letonya havaalanından uğurladım. Benim için de güzel denk geldi, zira aynı gün Letonya'da bir işim vardı, onu aradan çıkartmış oldum.
Ne kadar eğlendiğimizi gösteren bir video ve bir kaç resmi aşağıya koyuyorum. İyi seyirler!
------------------------
Hi there,
As I wrote before, some friends from Aachen were visiting me last weekend, and we had a fabulous weekend together, and on Monday I sent them off from the Riga Airport.
If you want to have a clue on how much fun we've had, please check the media added below...
Çılgın Hintli / Crazy Indian
Jaana'nın Kardeşi / Jaana's brother

Dave / Dave :)
Daha önceden yazmış olduğum gibi, geçen hafta sonu Aachen'dan bir grup arkadaşım, beni ziyaret etmek için buradaydılar. Harika geçen bir kaç günün sonunda Letonya üzerinden Aachen'a geri döndüler, ve ben de onları Letonya havaalanından uğurladım. Benim için de güzel denk geldi, zira aynı gün Letonya'da bir işim vardı, onu aradan çıkartmış oldum.
Ne kadar eğlendiğimizi gösteren bir video ve bir kaç resmi aşağıya koyuyorum. İyi seyirler!
------------------------
Hi there,
As I wrote before, some friends from Aachen were visiting me last weekend, and we had a fabulous weekend together, and on Monday I sent them off from the Riga Airport.
If you want to have a clue on how much fun we've had, please check the media added below...
Çılgın Hintli / Crazy Indian
Jaana'nın Kardeşi / Jaana's brother
Dave / Dave :)
Saturday, March 7, 2009
Aachen'dan arkadaşlarım gelmiş, evde bir bayram havası / Reinforcements have arrived
Selamlar,
Aachen'daki yakın arkadaşlarımdan 3 kişi, beni ziyarete Estonya'ya geldi. O nedenle bloguma çok vakit ayıramıyorum. pazartesi salı görüşmek üzere!
-----------------------------------
Hello,
My friends from Aachen are here to visit me, therefore I do not too much time to write on the blog. Please be patient, I am collecting good stuff to write!
Can
Aachen'daki yakın arkadaşlarımdan 3 kişi, beni ziyarete Estonya'ya geldi. O nedenle bloguma çok vakit ayıramıyorum. pazartesi salı görüşmek üzere!
-----------------------------------
Hello,
My friends from Aachen are here to visit me, therefore I do not too much time to write on the blog. Please be patient, I am collecting good stuff to write!
Can
Thursday, February 26, 2009
KISMET
Markete meyve almaya girdim, neye niyet neye kismet...
evet, gayet yoresel bir cikolata, hic alakasi yok bizimle... tadi guzel :)
evet, gayet yoresel bir cikolata, hic alakasi yok bizimle... tadi guzel :)
| From Estonya Karisik |
Tuesday, February 24, 2009
Buyuk Perhiz ve Cumhuriyet Bayrami / Lent and Independence Day
Dün ve bugün Estonya'da önemli iki tarihti. Dün, 'vastlapaev' dedikleri, hristiyan aleminde 'ramazan' benzeri, büyük perhiz günlerinin başlangıcıydı. Her diyetten önceki gün, ağır yemek farzı çerçevesinde, burada da geleneksel vastlakukkel dedikleri tatlıyı yedik. ekte bir resmi bulunmakta

Bu gün ise, ayrı öneme sahip bir gündü: 24 Şubat Estonya'nın bağımsızlığı. Sabah 06:40'da diğer değişim öğrencileriyle buluşup, bağımsızlık kutlamalarına katıldık. Şarkılar söylendi daha sonra da savaşta şehit olan öğrencilerin anıtına çiçek konuldu. Linkte de onunla ilgili bir kaç resim bulunmakta.
Tatilin sonuna geldik, yarın tekrar iş günü.....
Hello,
yesterday and today were two important days for Estonians. The former was vastlapaev, or the shrove day, indicating the beginning of the lent. Since, as a rule of thumb, every diet begins with a heavy meal, Estonians also have their special, calorie-full Estonian dessert: vastlakukkel. attached is a picture of it.

Today , on the other hand, is an important secular day. 24th of February marks the celebration of the Estonian Independence, and for that, we gathered at 06:40 at the town hall square, and celebrated this event in the Estonian way. We (a lot of exchange students and Estonians) sang national songs, and joined the parade to leave some flowers at a statue that commemorates the student martyrs who were fighting for Estonian independence. Here is a link to some pictures from the ceremony.
With those events, we concluded our long weekend, and tomorrow is another work day.....

Bu gün ise, ayrı öneme sahip bir gündü: 24 Şubat Estonya'nın bağımsızlığı. Sabah 06:40'da diğer değişim öğrencileriyle buluşup, bağımsızlık kutlamalarına katıldık. Şarkılar söylendi daha sonra da savaşta şehit olan öğrencilerin anıtına çiçek konuldu. Linkte de onunla ilgili bir kaç resim bulunmakta.
Tatilin sonuna geldik, yarın tekrar iş günü.....
Hello,
yesterday and today were two important days for Estonians. The former was vastlapaev, or the shrove day, indicating the beginning of the lent. Since, as a rule of thumb, every diet begins with a heavy meal, Estonians also have their special, calorie-full Estonian dessert: vastlakukkel. attached is a picture of it.

Today , on the other hand, is an important secular day. 24th of February marks the celebration of the Estonian Independence, and for that, we gathered at 06:40 at the town hall square, and celebrated this event in the Estonian way. We (a lot of exchange students and Estonians) sang national songs, and joined the parade to leave some flowers at a statue that commemorates the student martyrs who were fighting for Estonian independence. Here is a link to some pictures from the ceremony.
With those events, we concluded our long weekend, and tomorrow is another work day.....
Labels:
cumhuriyet,
independence,
shrove,
Tallinn,
vastlakukkel,
vastlapaev
Saturday, February 21, 2009
Renkli Haberler - Colourful Updates
Selamlar,
ne zamandir yazamiyordum, çünkü iş vesaire, beni ziyadesiyle meşgul etmekteydi. Bir de her oturusumda uzun uzun yazdığım için, bloguma yaklaşımımı gereksiz yere ciddileştirdim, sanki her oturuşumda uzun yazmam gerekiyormuş gibi bir beklentiye girdim. Ama şimdi buna bir son diyorum, ve artık daha sık ama daha kısa yazmaya çalışacağım.
Özür babında ufak bir foto albüm yaptım, şimdiye kadar geçirdiğim zamandan ufak tefek bir kaç kareyi sizlerle paylaşmak için. Buradan buyrunuz. Yorumlarınızı bekliyorum.
Can
---------------------------------------
Ahoy!
I have been neglecting here for quite some time, but at least I had a valid excuse: swamped with worked throughout the week. Moreover, I also wanted to write something long, because I have been doing that in the previous posts, and I unnecessarily increased the expectations, and kinda failed to live up to them :) Note to self : write short, but more frequently! Yes, I will try to do it from now on.
As an apology, I prepared this photo album. Please have a look , and I hope you enjoy it.
Can
| From Estonya Karisik |
Monday, February 9, 2009
Şarkılı Devrim / The Singing Revolution
Merhabalar,
Dolu dolu geçen bir hafta sonunda kısa bir özet yazmak istedim. Bu haftanın herhalde en önemli olayı işe başlamış olmam. Evet, enstitüde bır ofisim bile var, 3 asistanla daha paylaştığım.
Tez için ilk adımları atmaya başladım. Geçen hafta daha çok literatür taramasıyla geçti. bu hafta Toz metalurjisi laboratuarında üretim üzerine çalışacağım. Bunları demişken aslında tezimin de ne olduğundan bahsetmemde fayda var herhalde. Benim tezim, nanoindentation (nano- batırma) tekniğiyle, Titanyum Karbıd ve Nikel bazlı seramik metallerin üzerindeki sert kaplamaların mekanik özelliklerini araştırmak. Bunun için öncelikle bu tarz seramik metallerin üretilmesi, kaplanması, yüzey analizi ve sonra da nano batırma gibi tekniklerle mekanik özelliklerin bulunması aşamalarını takip edeceğim.
İş dışında da bir çok sosyal aktivite vardı bu hafta. Laser silahlarla savaş oyunu oynadık (paintball'ın lazerli olanı), Estonya'nın bağımsızlığıyla ilgili 'kurtuluş' tadında bir belgesel izledik, daha sonra şehirde bir yarışma yaptık, ve en son da otobüsle tüm şehri gezdirdiler.
Bu aktivitelerin içinde özellikle bir tanesi benim çok ilgimi çekti. Şarkılı Devrim, ya da The Singing Revolution... Estonya'nın sovyet işgalinden kurtuluşunu anlatan bir belgesel. İlginç bir kurtuluş hikayeleri var, sovyet işgali altındayken, memleketleriyle ilgili bir şarkıyı kendilerine şiar edinmişler, ve stalinin sosyalizmi altında bu şarkıyla kendi kimliklerini korumuşlar, ve gorbacov'un gelisinden sonraki politik gelişmelerden de faydalanıp, kurşun atmaktan ziyade şarkılarını söyleyerek bağımsızlıklarını ilan etmişler. Bu film de, bu hikayeyi çok güzel anlatıyor. Bir şekilde denk gelen herkese, izlemelerini tavsiye ederim.
Burada tekrar fotoğraf çekmeye başladım. Yeterince güzel resim olunca, bu blog'a bir albüm eklemeyi düşünüyorum.
Herkese iyi hafta başları! Can...
Hello,
here is a quick summary of what I have been up to during the last week. Probably the most important event was my starting to work at the institute. I even have an office, that I share with three colleagues. I think it is a very good start...
I started working on my thesis as of Monday. Last week was mostly about research on the topic. Saying that, I should probably mention the toic as well. My thesis will be about using nanoindentation technique to investigate the mechanical properties of non tungsten based cermets and thin hard coatings on them. I will be working on every step, starting from manufacturing of the samples with Powder metallurgy, to preparation of surfaces and testing the samples with nanoindantation.
Besides work, this week was also laden with a lot of social activities, like laser war game (sorta like paintball, but with laser), watching the singing revolution, city rally and city bus tour.
One activity stood out amongst that list: the singing revolution, which is a documentary that talks about estonian history, and focuses on how Estonia regained their independence after more than 40 years of soviet occupation. They have not used weapons, nor was there any blood shed, instead they were united by a song, and hence the name 'the singing revolution'. I generally have a liking for independance stories, therefore it was a worthwhile experience for me, and I can recommend you to watch it, should you one day come across...
One final thing, I started taking photos again. Once I have enough picures, I am planning to add an album to this blog too. One picture is worth a thousand words, right?
Saturday, January 31, 2009
Estonya macerasının dördüncü gününden selamlar!/ Greetings from the 4th day of my Estonian adventure
Dolu dolu geçen iki günün sonunda, biraz dinlenmek üzere eve çekildim ve dinlenirken internet günlüğüme, son iki günümün nasıl geçtiğini anlatan bir yazı daha yazmaya karar verdim.
Cuma günü yeni gelenlerle kaynaşma ve üniversiteyi tanıma toplantıları vardı. Sabah Ekonomi ve işletme fakültesinde tanıtım sunumlarına katıldık. Köprü'deki fotografta tam görülmese de çok güzel ve eski bir bina. Ayrıca bu fakültenin ana kampüsten ayrı olması, Gümüşsuyu ekolünden gelen benim için, bu fakülteye ayrı bir sempati besleme nedeni. Bir sonraki gidişimde dışının ve içinin fotoğraflarını çekip buraya eklerim.
Daha sonra ana kampüse geçtik. Haritaya bakınca, kampüs küçük gibi geliyor, ki küçük zaten :) Ama Estonya'nın toplam nüfusunun 1,2 milyon olduğunu, bunun 400.000 kadarının Tallinn'de yaşadığını düşününce, ve en büyük üniversitenin Tallinn'de değil Tartu'da olduğunu da akla getirince boyutu daha bir anlam kazanıyor.
Ana kampüse varır varmaz, öncelikle bizi öğle yemeği için kantine götürdüler. Burada da boyut konusudaki göreceliliği kendime hatırlatmam gerekti, zira kantin denilen yer maksimum yüz elli metrekarelik bir alandı. Arz talep dengesi diyerek fazla üzerinde durmadım, çünkü kocaman lazanya tepsisi konsantrasyonumu bozuyordu. Hala temellik edip eston kronu almadığım için ödeme konusunda güçlük çekeceğimi zannediyordum, neticede Almanya'dan gelen ve hiç bir yerde kredi kartıyla ödeme yapılamamasına alışmış bir bünyem var. Estonya bu konudaki tüm alışkanlıklarımı değiştirecek gibi, çünkü şimdiye kadar bütün ödemelerimi kredi kartıyla yaptım, ki okulun kantini de buna dahil. Küçük ülke olmanın bu konular için ciddi avantajları olsa gerek.
Yemek sonrası okulu gezdik, ve aklımda kalan abzürd detaylar oldu. Okulun içinde bir tane çiçekçi var, fotokopinin yanında. onun yanında da seyahat acentası var. Ne biçim bir okul bu tam bilemedim ben, kendini ilime vermiş kimya mühendisleri, evlilik yıldönümlerini son dakikada hatırlayıp, deney masasından koşarak kalkıp, seyahat acentasından hediye bir tatil ayarlayıp, çiçekçiden de bir buket kapıp evlerinin yolunu tutsunlar diye yapılmış herhalde.
Bu gezilerden sonra, biraz ara verdik ve evlere dağıldık. akşam yemeği sonrası ise, bowling oynamak üzere bir eğlence merkezinde buluşuldu. Bowling ve o tarz oyunlar sevmememe rağmen sosyelleşme olsun diye gittim, bir iki saat sonra da eve geri döndüm.
Ertesi gün (yani bu gün), tekrar sabah ana kampüste buluşuldu. Bir iki sunum daha yaptılar, önümüzdeki aylar için planladıkları aktivitelerden bahsettiler. Özellikle Laponya , Rusya, isveç ve baltık ülkeleri gezileri hemen favorilerim oldular. Özellikle Laponya'ya gitmeyi çok istiyorum, bir daha oraları görme imkanı olmaz pek.
Onun dışında Estonya tarihiyle ilgili güzel filmler izletecekler önümüzdeki haftalarda, parlamentoya götürecekler ve bazı politikacılarla tanıştıracaklar, hatta cumhurbaşkanlığı sarayını da gezdirecekler. Hakikaten dolu dolu bir program yapmışlar, umarım master tezim biraz rahat verir de bu etkinliklere katılabilirim.
Yazımın sonuna gelmeden, bir de buradaki ilk izlenimlerimi sizlerle paylaşayım. Organizatör arkadaşlar bizlerle cidden çok iyi ilgileniyorlar. Hakikaten yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Ufak tefek aksaklıklar, ya da bazı hatalar olduğu da oluyor tabii ki, ama iyi niyetli oldukları için tahammül edilebiliyor bunlara.
İyi niyetli ve yardımseverliklerinden sonra ikinci olarak gözüme çarpan özellik de milliyetçilikleri. Yıllar yılı, gerek danimarkalılar, gerek almanlar tarafından yönetilmelerinin üzerine, yirminci yüzyıl başında kısa süreliğine bağımsızlıklarını kazanmaları, sonra da tekrardan alman ve rus işgaline uğrayıp, 1991 yılına kadar işgal altında yaşadıklarını düşününce, onu da anlamak zor olmuyor açıkçası. Ayrıca bu milliyetçilikleri, rahatsız edecek faşistlik gibi uç noktalarda değil, aksine sağlıklı bir milliyetçilik, ve ülkenin değerinin bilincinde olmak şeklinde tezahür ediyor. Belki kurtuluş savaşı sonrası Türkiye'sinde de benzer duygular vardı, bilemiyorum, ama hiçkıskanmıyorum dersem, açıkça yalan söylüyor olurum.
Kısa bir özet yapayım diye oturduğum bilgisayarın başına, bu kadar uzun bir yazı yazıp kalkıyorum demeyi çok isterdim, lakin bir de ingilizce olarak yazma işi beni beklemekte. bir daha söz veriyorum daha kısa yazacağım, o zamana kadar kalın sağlıcakla...
--------------------------------------------------------------
Hello!
after a long and exhausting day, I managed to find some time to rest at home, and write my blog entry for the last two days.
On Friday, we had the orientation & getting to know the others meeting. It took place in the School of Economics and Business Administration building. I found this picture online, but in reality it looks even more beautiful. Another fact about this building is, that it is detached from the main campus, thus reminding me my old Gumussuyu times
After the meetings in the SEBA building, we moved to the main campus. although it looks quite small on the map, considering Estonia's population, of which 400.000 live in Tallinn, I guess it is humongous..
In the main campus, we were first taken to the cafeteria to eat lunch. As the embodiment of laziness, I have not bothered to get Estonian Krones before or after I arrived Estonia. This made me worry when we came to the canteen, as I did not have any local money with me. I was positively surprised to see that visa and mastercard work more or less anywhere in Estonia. This is unbelievable for a person, who has received some German formation, as credit cards in Germany are as useful as a factor 99 sun cream in Estonia.
After the lunch, we were taken to a campus tour. A few interesting things I saw there made me consider my metaphors. When I think about usefulness, I don't necessarily expect a flower shop next to the copy shop in the main building of the university, nor do I expect to see a travel agency right next to the two. Apparently Tallinn Technical University is full of surprises...
Afterwards, I went back to our homes, spent some time doing stuff until I met the others again to play Bowling. After some socialising, I came back home and fell asleep watching Eureka.
The next day, we met in the main campus to receive some more information from our organisers. I was incredibly happy to see that they are planning some trips for us, the Erasmus students. My favourite ones are, Lapland, St. Petersburg, Stockholm, and South of Estonia. Moreover, they will show us some movies related to Estonian history, take us to the parliament and the presidential residence to talk to some politicians. I hope my master thesis lets me have time to join these events.
Before I finish my entry for this week, I would like to also share my first impressions about my experience so far. I am very happy with the attention I received from the very first day. Our organisers are really trying to be helpful, and also showing incredible motivation, good will and good intentions. Although there have been some unfortunate problems, their motivation and intentions are just making up for everything.
Another thing that caught my eye is their nationalistic pride. They -Estonians- seem to be very nationalistic, and hold their country very dear to themselves. After I elaborated on this a little bit, I decided, given their history of occupation (Danish, German, Soviet and so on), and their brief period of independence before the Soviet Era, it is very understandable, if not admirable. I especially admire it a little, because probably Turkish people also had this healthy nationalistic pride after the independence war, but now the prevailing view in our country is quite derailed.
With those last lines, I have completed the short summary of my first days in Estonia. Monday would be the beginning of the Semester, and I will keep you posted about that as well.
Until then,
Ciao ciao...
Labels:
ERASMUS,
ESN,
Estonia,
IC,
impressions,
nationalism,
Talin,
Tallinn
Thursday, January 29, 2009
Estonya'dan Selamlar / Greetings from Estonia
(I will try to keep the blog bilingual, so please scroll down for the English version)
Merhaba,
dün gece itibariyle Tallinn'e varmış bulunmaktayım. Hava sıcaklığı sıfırın altında, kar diz boyu, ama yine de Almanya'nın ıslak soğuğu ve Aachen'ın yağmuruyla karşılaştırınca cennet havası gibi gelmekte. Buranın soğuğunun, bende bıraktığı ilk intiba gayet iyi, insanın içine işlemeyen, güzel bir soğuk.
Dün sabah saat 03:00'da başlayan yolculuğum, akşam 20:30'da Tallinn'e varmamla sona erdi. Aslında mesafeler o kadar çok değil, lakin çok aktarma olunca vakit kaybı çok oluyor (Aachen - Düsseldorf - Riga (Letonya)- Tallinn (Estonya). Uykusuz olmanın verdiği yorgunlukla, yolculuğun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdim. Geri kalan kısımlarında da yanımdaki kitap çok faydalı oldu (The Tristan Betrayal - Robert Ludlum). 500 sayfanın üzerindeki kitabı bir yolculukta bitirdim, o kadar sürükleyici bir kitap
16,5 saat yolculuğun üzerine, gece bir bölüm (sezon 5, bölüm 13) House MD izleyip, sonra da 12 saat uyudum. Bu günü de açıkçası biraz tembellikle geçiriyorum. Yarın ERASMUS öğrencileri için tanışma ve alıştırma toplantıları var, ona katılıp diğer erasmus öğrencileriyle tanışacağım. Cumartesi de onlarla beraber bir iki etkinlik ayarlanmış, onlara katılacağım. Pazartesi de enstitüde işe ve master tezime başlayacağım. Günler pek boş geçmeyecek gibi gözüküyor, bakalım, göreceğiz...
------------------------------------------
Hello hello,
I have arrived Estonia yesterday, welcomed by a snowy, albeit not too cold weather in the medieval town of Tallinn. I am positively surprised by the weather, as I have been expecting something freezing, and the view from the bus window was just lowering my expectations; nevertheless the reality struck warm. Blame it on my being completely oblivious to anything related to weather but I just can't understand , how it could feel warmer than Aachen, although the temperature is lower, and Tallinn is a coastal city, hence I expect more humidity. Maybe there is some truth in my friend's explanation: 'It is too cold there, that no humidity can exist'.
The trip to here was quite long but definitely not unpleasant. Because I was deprived of sleep, and to be honest not so sober, I did not miss any chance to sleep during the 16,5 hours long trip. And in the times when I was awake, I was racing through the pages of an incredibly riveting thriller, The Tristan Betrayal - Robert Ludlum (posthumous). I have finished the 526 page giant during the train ride from Aachen to Dusseldorf and the bus ride from Riga to Tallinn.
After arriving Tallinn, and settling into the appartment, I watched the last episode of House MD (S5E13) and fell asleep. Tomorrow is the Orientation day for ERASMUS students, and then we'll go to play bowling with them. Saturday is also full of some events they organised, and then on Monday starts my master thesis and the work in the institute. Wish me luck!
Can
Subscribe to:
Posts (Atom)